Etiket: psikoloji

Hayattan Sonra

Anlatı ve hatıralardır hayatı yaşanmış kılan. Biraz da hayatın anlatı değeridir hisleri kuvvetlendiren. Geçmişi unutmak ya da unutmamaya çalışmak yerine anlatı değeri ile ve tarihin değişerek hatırlanmasıdır hayat. Kanaviçe işler gibi işlemek tarihi, aynı iplerle farklı desenler yapmak. Bazen de kullandığın ipleri ve kumaşı değiştirsen de seçtiğin desen seni ve sana ait olanı anlatsın diye.

Bir orman hayal edin, uçsuz bucaksız. İsterseniz buraya düz bir ovadan ulaşın, isterseniz asvalt bir yoldan. Hepimizin orman için anlatısı, hayalleri değişecektir. Sorsam nasıl ağaçlar var ormanda, hangi hayvanlar yaşıyor. Bildiğinizden doğru, kendinizden doğru bir anlatı yaratacaksınız. Ormanın uçsuz bucaksızlığının taşıdığı bilinmezliği kendinize göre tanımlamaya çalışacak, bazen yok sayacak hatta bazen gördüklerinizi inkar yoluna gideceksiniz. Şunu söylemeliyim ki ne yaparsanız yapın bilinmezlik hep orda duracak. Kimileriniz bundan korkacak ama kimileriniz için bir macera olacak bu. Ormanda başkaları var mı diye soracağım; kimileriniz ailenizde söz edecek, kimileriniz başka başka insanlardan. Hatta belki başka gezegenlerde yaşayan dostlar bile söz edeniniz olacak. Yine yollar kendinizle bilinmezlik arasında bir yerde tıkanacak ve kiminiz bundan haberdar bile olmayacak.

Bir sanatçı gibi yaşamak, hayatını bir sanat eseri haline getirmek gibi güzellemeler üzerinden de anlatmak istemiyorum hayattan kalanları. Şimdi burada hissetmek, anı yaşamak da değil. Tüm bunlar bazen bana parçalanmışlığın, bölünmüşlüğün tanımları gibi geliyor. Sende kalanların, sana ait olanların izdüşümü hep değişirken bazı adresleri noktalamak gibi. o bağzı noktaların içinde mekanların, seslerin, kokuların, bir gülüşün ya da bir feryadın ne zaman, nasıl, hangi yolla şimdine, yarınına, tercihlerine ve dahi aldığın nefese etkisinin bilinmezliğini varsaymadan üzerine konuşulmayacak bir düzlük burası. Hiçbir şeyin kontrol edilmezliğinden doğru, hiçbir şeyi yönetemez oluşundan doğru hem de. Belki de hayat becerememeyi becerebilmekle mümkün. Becerememeyi becererek yaşanabiliyor.

Belki de hayat mutluluğu herkes için istemek. Bazen o an kimde olduğunun da önemi düşünmeden. Neden istediklerimiz bir başkasının iyiliği için olmasın. Günümüz toplumunun narsizminde kendinden doğru kendinden başka olana bakabilmek neden olmasın. Üzüntülerinin, öfkenin, kahrolmuşluğunun, sıkıntılarının, sevinçlerinin, korkularının herkes için olabileceğini kabul etmek de mümkün. Kendi dolambaçlı yollarımızdan doğru kendimizi keşfetmek ve bu yola yeksan olabilmektir belki de anlamanın basamakları. Varoluşunun derin dehlizlerinden bir başkası için hayatı yaşanılır kılma gayretidir. Birbirimizden başka kimsemiz yok öyle değil mi? Hayat öfkenin, hiddetin, kıskançlığın, bencilliğin ve dahi körlüğün nur topu gibi doğacak çocuğudur. Tüm gebelik sıkıntılarını ve doğum sancılarını unutturacak türden hem de.

Sonun başlangıcında sonu olmayan bir yerden diyebilirim ki tarihsellik ve temsiliyet için kelimeler icad edileli bin yıllar oldu. Belki de kelimeler ihtiyaçtandı. Belki de kelimeler hayata iştirak etmekti. Anlamak ise çoğu zaman ezber edilenden ibaretti. Herkese ezber bozan yıldönümleri diliyorum. Herkese bulunduğu yerden tam da bitenin ve sürmekte olanın karmaşasının içinden bir yerden başlamasını sağlayacak bir noktalı virgül bırakıyorum.

Çıktığım bir yolculuk vardı yıllar önce yıllarca unutmaya çalışıp, yok saymaya çalışıp etrafında dolaştığım bir yerdi. Kendi bilinmezliğimle başa çıkma uslubumdu bu. Yolu yolculuğa çeviren tren kompartımanlarının her vagonunda durup oturdum. Vagonlar vardı topraktan kazandıklarıyla trende bir koltuk alabilen. Vagonlar vardı toprakları betonlayarak çalışıp eve ekmek götüremeyen. Vagonlarda emek vardı, açlık vardı. Yemekli vagon da vardı. Doygunluğun kendinden geçmişliğiyle öylece duran, bakan, görmeyen.

Vagonlar hiç bu kadar sınıflara ayrılmamıştı demeyeceğim. Vagonlar hep sınıf mücadelesiyle tarihin içinde seyahatteydi. Buharlı trenin icadından beri başka bir dilde, bir ritmle değişimi, yaşadıklarını, kalanları konuşup duruyordu yolcularının kulaklarına. Tarih tekrarlarla yeniden yazılıyordu. Bu tekrar eden toplumsal çelişki ve çatışma içerisinde kendimize izin verdikçe kendi işaretlerimizi takip ediyor. Elimizdeki princi ayıklıyorduk. Kimilerimiz sadece kendimize kimilerimiz de hepimiz için.

Borderline Kişilik Bozukluğu (Sınır Kişilik Bozukluğu)

Borderline kişilik bozukluğu, kişinin başkaları ile ilgili düşünme ve hissetme şeklini etkileyen, günlük hayatta sorunlara neden olan ruhsal bir sağlık sorunudur. Bu kişiler, ruhsal durumlarında ve ilişkilerinde süreklilik sağlayamazlar. Kimlik karmaşası yaşayabilir, iş seçimi, arkadaş seçimi gibi konularda sorunlar yaşarlar. Terk edilmekten korkar ve yalnız kalmaya tahammül etmekte zorlanırlar. Gereksiz ve çok para harcama, rastgele cinsel ilişki, uyuşturucu kullanımı, tehlikeli araba kullanma, tıkınırcasına yemek yeme borderline hastalarında görülebilen bazı belirtilerdir. Tekrarlayan intihar tehditleri ve hatta girişimleri, kendine zarar verici davranışlar da bir diğer önemli belirtilerdir.
Borderline hastalığının nedenleri arasında kalıtımın yanı sıra kişilik gelişimini etkileyen psikolojik ve sosyal etkenler bulunmaktadır. Sorun genellikle ergenlik sonrası başlar ve erişkinlikte şiddetlenir ancak yaş ilerledikçe etkileri azalır.
Borderline kişilik bozukluğu, günümüzde etkili şekilde tedavi edilebilmektedir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir?

“Borderline” terimi 1930’ ların sonlarından itibaren klinik kullanıma girmişse de, 1980 yılında kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır.
Borderline Kişilik Bozukluğu (Sınır Kişilik Bozukluğu) günümüz toplumunda giderek çoğalmakta olan ruhsal bozukluklardan biridir. Duygu, düşünce ve davranışlardaki gelgitlerle kendisini gösteren bozukluk, kişinin özel, iş ve sosyal hayatında sorun yaşamasına, uyum bozukluğu göstermesine neden olmaktadır. Toplum tarafından çok bilinmese de, depresyon, intihar, kendini yaralama ve madde kullanımı gibi sonuçlarıyla yakın zamanda daha çok gündeme gelen bir soruna dönüşmektedir.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Nedenleri:

Sınır kişilik bozukluğunu oluş nedenleri arasında ilk çocukluk dönemlerinde destek, ilgi ve disiplinin yetersiz olması ya da aşırı denetimler nedeniyle temel güven ve özerklik duygusunun engellenmesi gibi psikodinamik-sosyal etkenler ileri sürülmüştür. Araştırmalar bu vak’ alarda çocukluk yıllarına ait cinsel ve duygusal kötü muamele öyküsü olduğunu göstermektedir.
Ailenin tutarsız bir şekilde sevgi ve ilgi göstermesi, ya da başarıları ödüllendirmesine rağmen, duygusal destek ve sıcaklık vermememesi gibi geçmişteki çocukluk yaşantılarının, çocukların güvensiz bir benlik geliştirmelerine neden olduğunu ileri sürülmektedir.
Sınırda kişilik bozukluğunun sosyal çevreye ait nedenler üç başlık altında sınıflandırılabilir:

1) Duyguları değersizleştirme eğilimi ve duyguyu uygun bir biçimde ifade etmenin becerilememesi: Bireyin sürekli olarak eleştirilmesi, küçümsenmesi, cezalandırılması söz konusudur. Çevre, bireyin yaşadığı duyguları değersizleştirir. Duygusal dışavurumun, özellikle de olumsuz bir duygu söz konusu ise kontrol edilmesi gerektiğini öne sürer.

2) Duygusal tepkinin şiddetini arttıran bir etkileşim biçimi: Duyguların ifade edilmesi bireyler arasındaki iletişim açısından önem taşıdığından, duyguları değersizleştirilen bir çocuk, bakım verenin, kendisinin göndermek istediği mesajı almadığını düşünerek duygusal dışavurumunu arttırır ancak değersizleştirici bakım verenin mesajı doğru bir biçimde alabilecek durumu yoktur ve değersizleştirmeye devam eder. Bu durumda çocuğun yapabileceği yegane şey karşı tarafın mesajı alabilmesi umudu ile duygusal mesajı daha şiddetli bir şekilde aktarmaktır.

3) Çocuğun mizacı ile bakım veren ebeveyn arasındaki uyumsuzluk: Biyolojik açıdan hassas olan çocuk, duygularını, istek ve düşüncelerini değersizleştiren bir sosyal çevre içerisinde bulunabileceği gibi bazen de aile, çocuğun sosyal ihtiyaçlarına başka nedenlere bağlı olarak cevap veremeyecek durumda olabilir. Örneğin aile bireylerinden birisinin kronik bir hastalığı ya da başka bir problemi olması, bakım verenin ne kadar çabalasa da çocuğunun duygusal ihtiyaçlarına cevap verememesi durumuna yol açabilir

Yukarıda sözü edilen biyolojik ve çevresel etkenler duygusal sorunların ortaya çıkmasına yol açar. Ortaya çıkan duygusal sorunlar ile başa çıkabilmek için çocuk uyumsuz, işlevsiz başetme stratejileri geliştirir.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Belirtileri:

1) Borderline kişilik bozukluğu olan bireyin diğer insanlara karşı duyguları dikkat çekici ve açıklanamaz şekilde değişkenlik gösterir.
2) Duyguları kararsızdır ve birdenbire, özellikle tutkulu bir idealleştirmeden hor gören bir öfkeye doğru yer değiştirebilir.
3) Kumar oynamak, dikkatsiz araba kullanmak, güvenli olmayan seks yapmak, para harcamak, fazla içki tüketmek, uyuşturucu kullanmak, aniden iyi bir işten ayrılmak veya olumlu bir ilişkiyi sona erdirmek gibi kendine zarar veren ve riskli davranışlarda bulunabilirler.
4) Tartışmacı, çabuk sinirlenen, hemen küsüveren, aşağılayıcı şekilde alaycıdırlar.
5) Açık ve uyumlu bir benlik duygusu geliştiremezler.
6) Meslek seçimi, sadakat ve değerler konusunda belirsiz düşünce ve duyguları vardır.
7) Yalnızlığa katlanamazlar. Yoğun bir terk edilme korkusu yaşarlar, hatta gerçek veya hayali ayrılmayı veya reddedilmeyi önlemek için aşırı önlemler alabilir.
8) Kronik depresyon ve boşluk duygularıyla intihar girişimlerinde bulunabilirler.
9) Yoğun stres dönemlerinde birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilen paranoya ve gerçeklikle teması kaybı görülebilir.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Teşhisi:

Borderline kişilik bozukluğu çoğunlukla başka akıl hastalıkları ile birlikte görülür. Bu hastalıkların semptomları borderline kişilik bozukluğu semptomlarıyla örtüşüyorsa, teşhis ve dolasıyla tedavi zorlaşabilir. Örneğin, borderline kişilik bozukluğu olan bir kişinin ayrıca depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozuklukları veya yeme bozuklukları belirtileri yaşama olasılığı daha yüksektir. Bu sebeple teşhis yapılırken semptomları doğru ayırdetmek çok önemlidir.
Tanı genellikle 40 yaşından önce hastalar iş, evlilik ve diğer seçimler için girişimde bulundukları zaman konur ve yaşam döngülerinin normal dönemlerinde anlamak mümkün olmaz.
1) Hastalığın teşhisi için öncelikli olarak uzman psikolog ya da psikiyatr hastayla yaşadığı semptomlarla ilgili kapsamlı bir görüşme yapar ve çeşitli testler uygular.
2) Diğer olası semptom nedenlerinin ekarte edilmesine yardımcı olabilecek dikkatli ve kapsamlı bir tıbbi muayene yapılır.
3) Ailenin tıbbi geçmişinde herhangi bir akıl hastalığı öyküsü olup olmadığı araştırılır.
4) Doğum öyküsünden başlayarak çocukluk, ergenlik yaşantıları, meslek ve iş hayatındaki çatışmalar, evlilik ve ilişki öyküsü, anne-baba ve çevreyle ilişkiler, ilgi ve hobiler, kültürel ve dini faktörler ve cinsel yaşam ile ilgili konular görüşmenin gelişimsel ve sosyal öykü kısmıdır. Motor etkinlik, konuşma, duygudurum, duygulanım, düşünce içeriği, düşünce süreci, algı bozuklukları ruhsal durum muayenesinde ele alınan temel işlevlerdir. Bu sayede organik ve psikolojik zeminli ruhsal sorunlar, hastaneye yatma ihtiyacı olup olmadığı, intihar riski gibi birçok probleme isabetle yaklaşılabilir. Ayrıca Genetik ve biyolojik özellikler de gözden kaçırılmamış olur.
5) Son olarak da kişinin toplumsal uyumunda, düzenli iş tutabilmesinde, ilişkilerinde süreklilik sağlayabilmesinde önemli bozulmaların uzun süre bulunması durumunda bir kişilik bozukluğundan bahsedilebilir.

Borderline Kişilik Bozukluğunun Tedavisi:

Borderline kişilik bozukluğu tedavisinde etkili olabileceği kanıtlanmış terapi türleri:

Diyalektik davranışçı terapi: Marsha Linehan tarafından, Borderline Kişilik Bozukluğu tanısı olan hastaların tedavisi için 1980’li yıllarda geliştirilen Diyalektik Davranış Terapisi kişilere problemlerini çözmeyi öğreterek yaşamlarındaki gündelik sorunları ele almanın ve duygularını kontrol etmenin daha etkili ve sosyal olarak daha kabul edilebilir yollarını kazandırarak onlara yardım etmeyi içerir. Kişilerarası becerilerinin iyileştirilmesi ve kaygılarının kontrol edilmesi üzerine de çalışır. Temel odağında da empatik kabul edici dinleme tekniği vardır.
Şema terapisi: Şema terapisi bireysel olarak veya grup hâlinde yapılabilmektedir. Hayatınızda olumsuz etkilere yol açan alışkanlıkları ve moralinizi bozan durumları ortaya çıkarmanızı ve daha sağlıklı alışkanlıklar edinmenizi sağlamaktadır. Bu yöntem, duygu ve düşüncelerinizi tanımlamanızı ve olaylara farklı perspektiften bakmanızı hedeflemektedir.
Psikodinamik terapi: Sınır kişilikler tedaviye karşı çok dirençlidirler. Bu hastalarla güven ilişkisi olağandışı zor yaratılır. Terapotik ilişki için de bu durum bir zorluktur. Hasta terapisti bir idealleştirir bir kötüler. Bazen destek için ve anlaşılmak için yalvarır bazen de zaman kaybıymış gibi yaşar. Ebeveynler ve erken çocukluk yaşantıları odaklı terapide terapist danışanla olan ilişkisini güçlendirerek duygularını ve ilişkilerinde yaşadığı sorunları daha iyi anlamasını sağlar.
İlaç Tedavisi: Borderline kişilik bozukluğu tedavisi için özel bir ilaç bulunmasa da depresyon, dürtü kontrol sorunları, öfke ve anksiyete gibi semptomların tedavisinde antidepresan ve duygudurum dengeleyiciler kullanılabilmektedir.
Hastanede Tedavi Doktorunuz, semptomların şiddetlenmesi durumunda psikiyatrik hastane veya klinikte tedavi görmenizi önerebilmektedir.
Alternatif Terapiler: Omega-3 yağ asidi, borderline kişilik bozukluğu hastalarında depresyon ve aşırı öfkelilik gibi semptomları hafifletebilmektedir ancak bu konuda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Olanlarda Genel İlişkisel Sorunlar Nelerdir:

Sınır kişilikler insan ilişkilerinde tartışmacı, huzursuz ve iğneleyicidirler. İlişki içinde oldukları insanlarla yükseklere çıkarma ve yerin dibine batırma duyguları arasında değişen genellikle fırtınalı ve geçici bir dizi yoğun bire bir ilişkiler kurma eğilimindedirler. Zorlayıcı bir tarzda sosyal olma ihtiyacı hissederler. Her zaman özel bir ilgi ve dikkat isterler. Terkedilmekten korktukları için genellikle terkederler. Bazen de aksine yakın ilişki içinde oldukları insanların gözündeki değerlerini anlamak için çılgınca denilebilecek riskli davranışlar gösterebilirler.
Tüm bu belirtiler arasında durağan olmayan ve yoğun yakın ilişkiler kritik bir özellik olarak görülür. Çocukluk dönemlerinde yaşadıkları cinsel ve duygusal kötü muamelenin ilerleyen yaşlarda da tekrar etmesi, korunmasız ve sadece karşı tarafın isteklerine tabi olan bir cinsel davranış göstermeleri olasıdır.

Borderline Kişilik Bozukluğu İle Duygudurum Bozuklukları Arasındaki ilişkiler:

Sınır kişilik bozukluğu ergenlik döneminde başlar ve kadınlarda erkeklerden daha çok görülür.
Bu hastalara aynı zamanda depresyon gibi duygudurum hastalıkları da eşlik edebilir. Sınır durum hastalığına sahip kişilerin depresyonu klasik duygu durum hastalığından farklıdır. Bu hastalarda somatik şikayetler, suçluluk, umutsuzluk ve sıkıntı daha az görülür.
Bu hastalar kronik depresif ve azimli birer bağımlıdırlar. Sürekli olarak bir duygusal hastalıktan diğerine geçerler. Daima huzursuz bir heyecan hissederler. İçlerinde dayanılmaz bir boşluk duyguları vardır.

Borderline Kişilik Bozukluğu ve Güven Duygusu:

Sınır kişilik bozukluğu olan kişiler ilişkilerinde ve duygu durumlarında durağan olmayış sergilerler, Duyguları kararsızdır ve beklenmedik biçimde oynayabilir. Özellikle de öfkeye dönüşebilir. Sınır kişiliklerin iyi ve kötü olarak iki kutuplu bir bakış açıları vardır. İnsanlar ya iyi ya da kötüdürler ya da öyle duygusal iniş çıkışlar yaşarlar ki aynı gün içinde bile aynı insanı bir iyi bir kötü olarak niteleyebilirler. İnsanların iyi ve kötü özelliklerini bir araya getirmede başarısız olurlar. Sınır kişilikler kendilerini de dünyayı da siyah-beyaz olarak tanımladıklarından diğer kişilerin ve kendi benliklerinin birbirine zıt özelliklerini anlamada yetersiz kalırlar.
Yapılan vak’ a incelemeleri sınır kişiliklerin genel olarak annelerinden çok az düzeyde bakım aldıklarını göstermektedir. Ayrıca çocukluktaki şiddetli, travmatize edici istismar yaşantıları da ilişkilerini zorlaştırmakta sağlıklı güvene dayalı ilişki geliştirmelerini engellemektedir.

Borderline Kişilik Bozukluğu ile Diğer Kişilik Bozuklukları Arasındaki İlişkiler:

Sınırda kişilik bozukluğu antisosyal ve bağımlı kişilik bozuklukları gibi başka kişilik bozukluklarıyla çok karışabilir. Ancak sınırda kişilik bozukluğunda kendine zarar verme davranışları, şiddetli öfke ve “boşluk” hissi, dürtüsel davranışlar, terkedilme ve yalnız kalmaktan korkma, fırtınalı yaşam biçimi ile duygularında aşırılıkların görünmesi ayırıcı tanı kriterleridir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Teşhisi Almış Hastalara Öneriler:

1) Hastalığınızın sebeplerini ve tedavi yöntemlerini araştırın.
2) Öfke patlamalarına veya fevri davranışlara yol açan tetikleyicileri öğrenin
3) Doktorunuzun yardımıyla, stresli durumlarda ne yapacağınıza dair bir plan oluşturun.
4) Sorunlarınızı daha iyi anlamaları ve sizi desteklemeleri için yakınlarınızı da tedavi planınıza dâhil edin.
5) Borderline kişilik bozukluğuna sahip diğer bireylerle iletişime geçin
6) Borderline kişilik bozukluklarının yaşam boyu sürdüğü ve tedaviye dirençli olduğu düşünülmekteydi. Bununla birlikte, uzun yıllara dayanan takip çalışmalarında, Borderline Kişilik Bozukluğu tanısı olan bireylerin ciddi bir kısmının yıllar sonra bozukluk kriterlerini artık karşılamadıkları tespit edilmiştir. Hasta yakınlarının ve hastaların sabırlı, anlayışlı ve destekleyici yaklaşımları yanında düzenli ve uzun süreli terapilerle sonuç alınabileceğini bilmelerinde ve sık hekim değiştirmemelerinde yarar vardır.
7) Her şeye rağmen her ne kadar tedaviye uzun yıllar sonunda yanıt verdikleri izlense de çekirdek belirtiler devam etmektedir. Tedavi amacıyla uzman eşliğinde terapi almak yaşam standartınızı arttıracaktır. Uzun ve kararlı bir terapi süreci ve bozukluk üzerine uzmanlaşmış profesyonellerle çalışmak, ortaya çıkacak krizleri atlatmada ve süreci uygun bir biçimde yönetmede oldukça etkindir.

Korona mı Dedin? – Çıplak Hayat

Ölümün bu kadar yakınımızda olduğunu yeniden unutmak üzere farkettiğimiz günlerin içinden geçiyoruz. Evde kal ya da öl seçeneklerinin dışında seçim yapabileceğimiz hiçbir başkalık yok. Farklı olmak için sahip olma koşulları ortadan kalktı. Yaşamak salt hayatta kalmak hiç bu kadar aynı anda hepimizin gündemi olmamıştı. Yeniden endüstri toplumu öncesi pratiklere döneceğimizi öngörebilir miydik ya da yaşayacağımıza ihtimal verir miydik? İstatistikler, gelecek hesapları, bilimkurgu filmleri ve oynadığımız strateji oyunlarının işaret ettiğiyle yüzleşeceğimizi sanır miydik peki? Hazır mıydık olan bitene. Kurgu yine hayatın gerisinde kalmışken, kontrol isteğimizin gerçekleşme imkansızlığıyla yüzleştiğimiz şu günlere en uygun kelime galiba “yakalandık” olacak ve sobe. Sobeleyeni oyuna hiç dahil etmiş miydik peki yoksa yeni mi tanışıyoruz. Kimdir bu. Neyi duyurmaya çalışıyor bize. Nerden çıktı şimdi bu salgın ne güzel yuvarlanıp gidiyorduk. Ne vardı da hatırlatacaktı kaçmaya çalıştıklarımızı.

Günlerdir medyada salgın hastalığı yenmenin yolu olarak birlik, beraberlik mesajları veriliyor. Komplo teorileri iş başında. Nüfus yükünden kurtulmak isteyen görünmez bir iktidar tanımlanıyor. Anlaşılmaya çalışılıyor. Şok ve şaşkınlık belirtileri arasında uyumlanmaya çalıştığımız bir ev arayışındayız. Deniyoruz. Sistemin bize öğrettiği uğraşılardan doğru kendimizi buluruz sanıyoruz. Aradığımız şey çoktan nesnesini kaybetmiş. Boş zaman uğraşılarımızın bizi biz yaptığı gibi bir anlayışla kendimiz projesine yatırım yapıyoruz. Evlerimiz kendimizi sığdıramadığımız kendileyemediğimiz alanlara dönüşmüş. Evimiz proje kendimizin aracısı olmuş. Mükemmel insan ölümlü kendiliği evinin araçsallığında taş duvarlar arasında uğraşılarıyla ötelenmeye çalışırken sistem can almaya devam ediyor.

Kaldık bi başına kendiliğimiz sandığımız gölgemizle. Hareket alanımız sınırlı. Kendilik hapisanelerimizin dinamizmi içsel çatışmalarımız. İçimizdeki otoritenin sesi kısık ve anne şefkatiyle yanımızda. Toplumsal olan ile bireysel olanın açıklığından ve aralığından yürümeyi çoktan bilmiyoruz. Kavrayışımız tarihsel bir karmaşadan ibaret. Kronolojik kayıtlar resmî ve esas ihtiyacımız olan gayri resmî bi yerde. Takip edebileceğimiz rotayı gösteren hiçbir ezber şimdi işe yaramıyor. Gökteki çoban yıldızı kimin hizmetinde çoktan karıştı. Yeniden ve yeni bir sürece açılır mi bu kapı evet açılır. Açıl susam açıl diyen bi bezirgan başı işbirliği içinde olmamız gereken kişi mi hiç bilmiyorum.

Endişeliyiz. yaşama dediğimiz güzergaha yeniden sağ çıkma umudundayız. İçin için korkuyoruz. Covid-19 salgınının başlatıcı olabileceği ruhsal sorunlar şimdilik sadece mizah konusu. Sağlık çalışanları kadar ruh sağlığı çalışanları da kendi önlemlerini alabildiler mi? Bu sağ kalma mücadelesinde yeniden nasıl konumlanmalıyız? Ruh sağlığı çalışanları olarak online terapinin sıkça konuşulduğu şu günlerde danışanlarımızla birlikte buna hazır mıyız? Online terapinin kısıtlılıkları ne? Online terapi ne kadar terapi? Terapinin doğasıyla ne kadar uyumlu galiba önümüzde duran ve cevap bekleyen konuların başında bunlar geliyor?

Tüm yanıtsız sorular ve hazırlıksızlığımızla güzelim dünyamızın geldiği biçarelik sanırım uygarlık tarihi kadar insanlık tarihini de bir kez daha özetliyor. Yazımı isterdim işe yarar önerilerle bitireyim. Ama zannediyorum ki bu hepimizin kendi öznelliği ve özgünlüğü ile içinden çıkabileceği bir tünel. Acının içinden geçtikten sonra daha bir güçleneceğinizi ya da kişisel gelişiminizi Nirvana noktasına taşıyabileceğinizi de ne yazık ki salık veremeyeceğim. Ama şunu biliyorum ki her birimiz sağ kalmak için gerekli yaratıcılık potansiyelini içimizde barındırıyoruz.

Bu süreci bir fırsata dönüştürün, bu size ne söylemeye çalışıyor, bunu yaşıyorsak bir anlamı olmalı gibi sorular benim sorduğum sorular olmadığı gibi yanıtlarına da hiç çalışmadım. Evrene mesaj yollayarak bu işin içinden çıkabilir misiniz sanmam. Yaradana sığınmak içinizi ferahlatıyor ise siz bilirsiniz. Hepimize kolaylıklar dileyip işin içinden de çıkamıyorum. Sürecin kolay olmayacağı çoktan ortada. Sağlıcakla kalın demek iyi niyetli bi sayıklamadan ibaret ve dahi iba

“Serbest piyasa ekonomisinin” yarattığı mevsimsiz iklimi “Açlık ve gözyaşını” ise başka bir yazının konusu yapmak ve şimdilik ötelemekle yetinmek istiyorum.

Değer mi Hiç Değerleri Değerlendirmeye?

Kişilerle ve kendimizle ilişkilerimizde, yakın çevremiz, çağımız, geçmiş ve gelecekle olan ilişkimizde bir kişi, özne olarak varolmamızın temelinde değer anlayışımız, bunun temelinde ise insana olan bakışımız bulunur.

İlişkilerimiz içindeki tutumumuz, yaşadığımız olaylar karşısında aldığımız her karar ve davranışlarımız, bunları nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır. Karar ve davranışlarımız ise yaşamımıza vermeğe çalıştığımız yönü gösterir ve bu yön ki kendi kendimizi nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır. Belki de diyebiliriz ki bu yönleniş özne olmanın kavşağıdır. Belki de bu yönleniş içindeki b(aşk)a olanla karşılaşma fırsatıdır.

Aynı olayların, durumların, kişilerin, davranışların ve genellikle aynı realitenin değerlendirilmesi öylesine farklı ya¬pılabilir ki sorgulayarak yaşayan kişi sürekli açmazda bulabilir kendini; doğru değerlendir¬menin hangisi olduğuna karar vermek için ge¬çerli değer yargılarının verdiği ölçüleri reddeden, kuşku içinde bir oraya bir buraya sürükle¬nen kişi, karşılaştığı her şeyi şu veya bu şekilde değerlendir¬mek karar almak ve tavır takınmak zorundadır.

Gü¬nümüzün insan anlayışının mot- to’larından biri “her şey yapılabilir” düşüncesidir. Kişinin “her şeyin” yapılamayacağını görmesi; koşullar ne olursa olsun “her şeyi” yapmakta kendinde hak görmemesi; yapmaması gereken bir şeyi bir kaçı¬nılmazlıktan dolayı yapmak zorunda kalırsa, bunun doğru ol¬madığını bilmesi için, kişinin insan problemleri üze¬rinde kafa yorması, dolayısıyla görme olanaklarını iyileştirmesi gerekmektedir. Ve dahası insanın varolan sınırları ile belirsizliğin içinde yeni bir yerleşim yeri inşasıyla mümkündür.

Yaşayan her kişinin olmakta olana yön vermede, çok farklı derecelerde de olsa, payı vardır. Ne var ki, tarihsel oluşu değerlendirebilmek, kendi yerimizi bulabilmek ve geleceğe yön verme çabasını sürdürebilmek için, insanın yaşantılarını yansıtan insan yaratıcılığının kalıcı ürünlerini değerlendirmekten başka yolumuz da yoktur.

Yaratıcı kişiler, içinde yaşadıkları tarihsel anı en odaklı kavrayan ve oluşun yönünü bir noktaya kadar etkileyen kişilerdir. Yön bulmaya çalışan ve bir b(aşk)a’ ya yönlenmiş öznenin en önemli sorumluluğu hep yeniden çağın insan anlayışının ne olduğunu sorgulamak ve insanca yaşayabilmek için yol gösterme pratikleri üzerine vurgu yapmaktır.

Çağlar boyu insanın ızdırabını, ezilmişliğini, haklı mücadelesinin onulmaz yaralarını, sevinçlerini ve buhranlarını yani tümüyle insan olma hallerini türlü anlatım biçimleriyle ortaya koyan sanat eserleri şimdi ve burada yeniden üretimin tüm formlarına bürünürken yaratıcısının içinde bulunduğu dönemin tanıklığında belki de bazen sembolik bir dille ilettiği şeyin deşifresiyle mümkün olacaktır b(aşk)a olanın keşfi.

Mademki dünya olduğu gibidir, bu dünyanın içinde nasıl davranacağımızı bilmektir esas olan. dolayısıyla da tarihsel oluştaki rastlantıları, dar sınırlar içinde bile olsa, insanların eld¬en geldiği kadar yararına çevirmektir en önemlisi.

Yaşadığımız ve içinden geçtiğimiz Corona günlerinde evlerimizde, ev dediğimiz gönül bahçemizin günlüklerinde tekrarın getirdiği bazen dehşet bazen de anlamsızlık girdabının izdüşümleri yer alırken karşılaştığımız kendimiz ile ne yapacağımızı bilmezken tam da olmakta olana bu sefer farklı bir yanıt gerekiyor. Bilmediğimiz, bu güne kadar yabancısı olduğumuz yeni bir dili öğrenme gayretleriyle ve tarihin mirasıyla kendilediğimiz, öznel bir yanıt içeren yeni olana, bir b(aşk)a’ ya ihtiyaç yok mu sizce de. Dış gerçeklikten öte bizden doğru, içsel olanın hakikatine ihtiyaç yok diyebilir miyiz gerçekten?

Sizce de değer mi hiç değerleri yeniden değerlendirmeye?
İnsanlaşma sürecimizde, kendimizden doğru, başka olanın olanaklarından düşünmeye ve yeniden yordamaya değer mi gerçekten?

Eğer b(aşk)a içinse değer birtanem….